18 Eki 2014

Blindness (2008)


   2008 Yapımı Blindness filmini sağda solda çok duymama rağmen yeni izleme olanağım oldu, çok yazıldı çizildi bu konuda bir kaç kelam da ben edeyim. 


   Hızlıca bir künyeye göz atarsak yönetmen koltuğunda City Of God gibi önemli bir yapımda imzası olan  Fernando Meirelles oturuyor. Afişte de görünüyor ama oyuncuları yazayım buraya Julianne Moore, Mark Ruffalo, Danny Glover ve Gael Garcia Bernal.  (Şuraya ben bir parantez açayım, sadece bu film için değil de genelde böyle oyuncuların kafalarının afişte yer aldığı filmlerde başrol oyuncuları afişin ortasında, yan karakterler kenarda olurken isim yazarken başrol oyuncusunun ismi ilk yazıldığı için kafaların üzerinde başka bir isim yazma salaklığı diye bir şey var ve 2014 yılına girdik hala bilim buna bir çare bulamadı. Mesela yukarıdaki görselde Danny amcanın kafasının üstünde Julianne yazarken ablamızın kafasının üstünde de Danny yazıyor. Bilmeyen birisi isimlerini bunlar sanabilir pekala) 
   Distopya ya da salgın filmlerinden hoşlanıyorsanız film hoşunuza gidebilir. Gerçi kitlesel yıkımlar ve bundan kurtulmaya çalışan bir/birkaç kişiden bahsetmiyor film, bu yüzden bu sınıfa girmeyecektir tam olarak. Bağımsız sinema ya da Latin Amerika sineması tutkunuysanız da seyredebilirsiniz ama tam bu sınıfa da girmeyecektir muhtemelen. IMDB puanı da belki de bu yüzden biraz düşük, tam olarak hiç bir sınıfa girmiyor ama kişisel fikrim daha yüksek bir puanı hakettiği, hatta 7,4 gibi küsüratlı puan vereyim de çok anlıyormuş gibi görüneyim.  Peki nedir bu filmin olayı? Buyrun aşağıya alalım sizi, elimden geldiğince spoiler vermemeye çalışacağım. 


 Film cadde ortasında araba kullanan birisinin aniden kör olmasıyla başlıyor. İlk bölüm kör olan adamın diğer insanlarla ve tabii ki göz doktor ile etkileşimi, daha sonra bütün bu insanların da kör olmasını anlatıyor. Şehirde ciddi bir körlük salgını başlayacaktır ve insanlar gruplar halinde bir binada tecrit edilecektir. Yalnız ufak ve aslında önemli bir fark var, doktorun karısı da kör olmamasına rağmen "ben de körüm" diyerek, kocasının yanında(????) kalmayı tercih edecek ve tecrit binasına girecektir. Konunun ana kahramanları  ilk tecrite alınan grup ve 1. Koğuş olarak adlandırılan insanlar. Filmin zaten gelişme kısmı ise gerçek dünyanın küçültülmüş bir hali olan tecrit/karantina binasında diğer grupların da gelip diğer hücrelere yerleşmesiyle ve birbirleriyle olan ilişkilerini anlatıyor..


   Tabii kötü adamımız da var, arada yaşanan bir sürü iyi/kötü olay da var ama bunlardan çok bahsetmeyeceğim  (biraz spoiler var, görsele kadar bu paragrafı okumayabilirsiniz, istemeyen direkt görselden sonraki diğer paragrafa geçsin). Ama filmin duygusunu anlamak için yazmam gereken bir detay var. Filmde 3.Koğuş denilen ve filmin kötü adamlarının olduğu koğuş, krallığını ilan edip binaya "verilen" yemeklere el koyuyor ve diğer koğuşlardan yemek karşılığında değerli eşyalarını talep ediyor bu 1* diyelim, -buna döneceğiz-, daha sonra tabii değerli eşyalar bitiyor, bu sefer de yemek için koğuştaki kadınları istiyorlar. Bu da 2* olsun. Bu olanlar dünyadaki bir çok şeyle simgeselleştirilebilir elbette, kapitalist düzenin başka ülkeleri sömürmesinden tutun da modern dünyanın insanın açlığını doyurması karşılığında bozulan ahlak, ya da insanın içindeki kötüğün mümkün olan her durumda ortaya çıkabilmesi vs vs bir çok yere varabilirsiniz ki çoğu da haklı göndermeler ama ben ilk akla geleni yazmayacağım.  


   1* koydum yukarıda önce bundan bahsedeyim. Yemek için değerli eşyalarını veriyorlar. Para, saat, mücevher ne varsa, sadece karınlarını doyurabilmek için. Seyreden olarak içinden; "hey dostum saçmalama, bir binanın içindesin, ne yapacaksın mücevheri taşı bir işine yaramaz ki" diyorsun (hatta biraz daha terbiyesiz olanlar "kıçına mı sokacaksın" diyeceklerdir). Der demez şunu fark ediyorsun, ya günlük hayatta da ne işe yarıyor ki aslında bunlar, dünyayı sadece biraz daha küçültünce, bir bina olarak simgeleştirince mi anlamını kaybediyorlar? Karnımızı doyurabilmek ve yaşayabilmek için feda ettiğimiz ahlakımız, para ve meta hırsımız da aslında aynı saçmalık değil mi? 
   Vuvvv, evet filmi izlerken bu hissi verebiliyor bu film. Mesajı kapmanın verdiği haklı gururla 55" led tv'min karşısına daha iyi yerleşip, Harman Kardon 5.1 ses sisteminin sesini iyice bir açıp 12 YO malt viskimi yudumluyorum. Vay be kapitalist sistem ve insan hırsı evet allah belanı versin modern dünya..
   2* var bir de, burada da biraz, ahlaksızlığı görmezsen ne kadar etkilenirsin sorusu var, tabii diğer taraftan yaptığın ahlaksızlığı göremezsen ne kadar zevk alırsın sorununu da beraber getiriyor bu, ama başka bir şeyden bahsedeceğim şimdi. 

  
 Son olarak pek üzerinde durulmayan bir detay var, en azından film ile okuduğum yazılarda bu konu üzerinde durulmamış. Bir kere başrol oyunsunun bir ismi yok, cast'de bile Doctor's Wife... diye geçiyor. (Gene biraz spoiler uyarısı, burası da filmin sonuyla ilgili bilgi verir, daha seyretmediyseniz okuyup okumamak kendi kararınız). Filmin sonunda da Julianne Moore'la ilgili bir konuşma var, kamera da zaten ona zoom yapıyor. Bir de filmin başında farkettiniz mi Julianne Moore karakteri aklı havada, tek derdi pastasının güzel olup olmaması olan, kocasının anlattıklarını bile tam dinleyemeyen bir tip iken,  herkesin kör olmasıyla birden kahramana dönüşen birisi ve filmin bütün genel alt göndermelerinin yanında (kapitalizm, insanın vahşiliği, kıl tüy vs ) burada da bir bonus mesaj daha var. Ezik silik dünyasından başkaları görmediği için sıyrılabilen adı olmayan bir kadın, ve başkalarının iyileşmesine de üzülebilen bir kahraman... Neyse güzel bir görselle bitireyim yazıyı. 





Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Sevdiysen paylaş.