29 Ara 2010

Öylesine


Duruyorsun öylesine soğuk zeminin üstünde iki büklüm, kendini betimlemek istiyorsun ama o kadar edebi değilsin. Ya da komik geliyor sana edebi olan her şey, ebedi olamayacağını bildiğinden belki gereksiz geliyor sana. "Erken doğup ve hemen akabinde ölmeye hazır bir cenin gibi kıvrılmışım ana rahminden daha az samimi olmayan soğuk ve ıslak zeminin üstünde  duruyorum" demek geliyor içinden ama saçma biliyorsun böyle konuşmak. Kime anlatmak istiyorsun ki kendini, neden anlatmak istiyorsun? Yerde yalnızlaşıyorsun ve yaşlanıyorsun işte, kal orada , tadını çıkar. Ayakların kaşınıyor işte, bundan daha insani bir duygu olabilir mi? Bırak çalsın telefon, sen şimdi kendinle ol sadece, hatırlamaya çalış o seni arayan mı bu hale soktu seni yoksa yeni mi haykırmaya başladı o mekanik cihaz. Pes edecek zaman değil, en azından şimdi değil, biraz daha kendini boş yere çırpınırken gör, hakettin bu cezayı emin ol, devam et ağlamaya.
Bak şimdi B planımız yok, o yüzden bunu iyi dinle, tekrar edecek vaktim olmayabilir. Holdeki cam kırıklarını görüyor musun? Hiç birini ıskalamadan üstlerine basarak karşıya geçebilir misin? Bir tane acıyı bile atlarsan eğer taşıdığın aşkı düşüreceksin, bunu istemezsin ikimiz de biliyoruz. Bana yardım edebileceğini biliyorum, telefon da sustu, emin ol bir daha aramayacak, kendin olmanla aranda sadece bir duvar ve sapık fantezilerin kaldı. Hep sana söyleneneni yaptın bu hayatta, hadi şimdi son bir defa, bu sefer benim için, en azından seni en iyi tanıyan ben kendin için yap, kalk ayağa...

28 Ara 2010

Issız Kadın


Bir yerlerde mutlaka doğru bir kadın vardır diyenler, acaba dokunup geçtiğiniz o kadınların hepsinin birden aslında doğru kadın olduğunu hiç düşündünüz mü?

The Town

Türkiye'de "Hırsızlar Şehri" olarak vizyona giren Town oldukça başarılı bulundu ve çok iyi eleştiriler aldı. Elbette burada filmin yönetmeni, aynı zamanda başrol oyuncusunun rolu büyük.

Geleneği bozmayalım önce kadroya bir bakalım. Yönetmen koltuğunda, aynı zamanda başrol oyuncusu olarak Ben Affleck'i görüyoruz. Aslına bakarsanız bu adamda benim kendisini sevmemem için gereken bütün özellikler mevcut. Bir kere "aile boyu" sinema sektöründe olanlardan hiç haz etmem, çok komik gelir bana bu. Kardeşi Casey Affleck nin suçu yok şimdi ama komik gelir sadece. Bir de ilk yönetmenlik denemelerinde hem kendi oynayıp hem yönetenlere karşı bir önyargım vardır, kendilerine güvenemediklerinden yapmışlar gibi gelir. Ancak oyunculuk kariyeri yükselen bir ivme gösteren, bu yüzden belki başarılı diyebileceğim oyuncunun genç yaşta birden yönetmenliğe sıçraması (ki yönetmen tipi bile yok:))) beklenmedik bir olaydı. Ama ortaya çıkardığı ürün Gone Baby Gone oldukça başarılı ve tatmin edici bir filmdi. Öyle ki günlerce filmin etkisinden kurtulamayıp yaşlı gözlerle gezdiğimi biliyorum.

Salt- Kadının Adı Yok

"Who is Salt?"
Filmin özeti yukarıdaki cümlede saklı. Zaten ana sloganı da bu ve gerçekten başarılı bir ana fikir cümlesi olarak zihinlere kazındı.

Filmin kadrosuna bakınca yönetmen koltuğunda casusluk temalı filmlere pek uzak olmayan Philip Noyce'u görüyoruz. Angelina Jolie ile daha önce The  Bone Collector filminde beraberlerdi ve bence Jolie'nin kariyerindeki en güzel filmlerden birisi buydu.

Dişi oyuncumuz ise -özellikle dişi kelimesini kullanmakta fayda var- genellikle aksiyon filmlerinden tanıdığımız Angelina Jolie. Güzelliğimden hiç bir şey kaybetmedim diye bağıracak film boyunca ve çoğu zaman filme dikkatinizi toplamanızı engelleyecek hep yaptığı gibi.

Filmin konusu kısaca şöyle: CIA için çalışan ajan Evelyn Salt, ülkeye irtica etmek isteyen bir Rus ajanının verdiği ifade ile şüpheli konumuna düşer. Adamın söylediklerine göre ABD içinde, çocukluğundan itibaren  Rus ajanı olmak için yetiştirilmiş ve kendisine verilecek görevi bekleyen ajanlar vardır ve bunların başında da ajan Salt gelmektedir. Burada bir parantez açalım, bu şehir efsanesi yeni değildir, temelleri Rus-ABD  soğuk savaşına dayanmaktadır ve özellike ABD sanayii devrimi zamanında bir çok kişi Rus ajanı olduğu iddasıyla tutuklanıp sorgulanmıştır.

12 Ara 2010

Pigs

Big man, pig man, ha ha, charade you are
You well heeled big wheel, ha ha, charade you are
And when your hand is on your heart
You're nearly a good laugh
Almost a joker
With your head down in the pig bin
Saying "keep on digging"
Pig stain on your fat chin
What do you hope to find?
When you're down in the pig mine
You're nearly a laugh
You're nearly a laugh
But you're really a cry.
Bus stop rat bag, ha ha, charade you are
You fucked up old hag, ha ha, charade you are
You radiate cold shafts of broken glass
You're nearly a good laugh
Almost worth a quick grin
You like the feel of steel

7 Ara 2010

Son Hava Sıçıcı

Avatar, Şubat 2005 yılında TV de (Nickelodeon) yayınlanmaya başlamış ve bir çok ödül toplamış, Amerikan kaynaklı, Kore destekli bir çizgi film serisinin sinemaya uyarlanmış hali kısaca. Çok bilindiğini düşünüyorum, o yüzden kısaca bilgi vereyim yapım hakkında:
Hikayeyi anlatış tarzına göre, sezon olarak bildiğiniz kavram burada "book" (kitap) olmuş ve bir elementin ismiyle anılıyor.
Asyanın geniş bir coğrafyasında ( ve hatta Antik Roma'da ve hatta Tasavvuf ve hatta divan edebiyatında (İskender Pala: 4 Güzeller kitabını inceleyebilirsiniz)) temel olarak görülen temel elementler olan; su, ateş, hava ve toprak üzerine kurulmuş bir hikaye Avatar.
Element bükme (bükme biraz garip kalıyor ama tam Türkçe'si bu, biraz şekil verme manası taşıyor) ise aslında bilinenin aksine Avatar ile ortaya çıkmış bir kavram değil. Her bir element bükme, uzakdoğu felsefesinde zaten var olan, hatta birer Kung-Fu tekniği olan yöntemler. Merak edip araştırmak isteyen olursa bir kaç anahtar kelime yazabilirim:

Su bükme (waterbending)-Tai Chi
Toprak Bükme (earthbending)-Hung Gar
Ateş Bükme (firebending)-Northern Shaolin
Hava bükme (airbending)-Ba Gua

Ben de mesela burada açıkça görülüyor ki bir "ana konu bükme" uzmanıyım. Daha filme gelemedim, uzaklaştıkça uzaklaştım.. Tamam durun toparlayacağım...

Last Air Bender duyurulduğu zaman (Avatar- The Last Air Bender olursa animasyon, sadece Last Air Bender derlerse film kastediliyor, bunu da burada öğrenin) hayranları tarafından çok ciddi heves uyandırdı . Sadece 6-12 yaş grubu düşünülerek hazırlanan çizgi filmi beklenenin çok çok üstünde ve her yaş grubunda hayran kitlesi yaratmıştı kendine. Lord Of The Rings üçlemesinden beri ciddi ve kaliteli bir yapımla tatmin olamayan fantastik sinema severler, filmin haberini (bende dahil) coşkuyla karşıladı. Yurt içi, temsilcilikler ve yavru vatanda etkinlikler düzenlendi vs vs.. Çok sevindik anlayacağınız.


Ancak filmle ilgili ilk duyumlar geldiğinde, yönetmenin M. Night Shyamalan olduğu kesinleşti ve benim zaten o dakika filimle bir ilgim bir umudum kalmadı. Tabii benimle birlikte, Shyamalan'ın hem yazıp hem yönettiğini öğrenenler ilk darbesini aldı, ikinci darbe ise oyuncu kadrosu açıklanınca yaşandı. Yayınlanan film fragmanı ise "fatality" olarak son darbeyi bize vurarak gözlerimden ince bir yaş gelmesine sebep oldu.

Film konu olarak animasyonu ile paralel gidiyor, tabii süre sınırlı olduğu için biraz sıkıştırılmış biçimde. Üçlemenin ilk parçası, Water (hava) hakkında ve Avatar olduğu düşünülen Aang'ın, kendi fantastik dünyasındaki ulusları (hava, su , toprak) zalim ateş ulusu kralı ile yaptığı mücadeleyi anlatıyor.

Konuyu hiç bilmiyorsanız belki kısa bir özetin faydası olur. Bahsi geçen fantastik dünyada, hava, ateş, su ve toprak elementlerinden isimlerini alan 4 ulus ve görülemeyen bir "ruhlar alemi" yaşamaktadır. Her ulusta, ait olduğu ulusun elementini bükebilen savaşcılar yaşamakta ve çok saygı görmektedir. Ancak her defasında farklı reenkarnasyonda ve farklı bir ulusta başka başka isimlerle doğan Avatar, bütün maddeleri bükebilme ve ruhlarla konuşma yetilerine sahiptir ve bu yüzden çok özeldir. Ateş ulusu , zalim kralları ile bu barış dolu dünyada hakimiyet kurmak ister ve diğer uluslara saldırır. Hatta, yeni Avatar'ın hava bükücülerden geleceğini bildiği için bütün hava bükücüleri öldürür. Ama şans eseri kurtulan Aang, son hava bükücüdür ve Avatar'ın en son doğmuş halidir.

IMBD film sayfasında, filmin hakkını vermişler, daha da üstüne bir şey söylemeye gerek yok.. Bol bol efekte boğulmuş filmde (ki bence efektler de başarısız) animasyonunun aksine sıkıcı, bozuk ve etkisiz bir hava hakim. Zaman geçirmek için bile izlemeye değmez.

Sevdiysen paylaş.