28 Ağu 2010

Yarım kalan..

Tuz bir asitle bir bazın tepkimesiyle oluşan maddelerin genel adıdır. Asit ve baz nötrleşirken tuz ve su ortaya çıkar.
Su ise bu hayatın özüdür. Yaşam denilen şey su olmadan var olamaz.
Acı çekmek ise var olmanın bir sancısıydı. Su nasıl var olmak için olmazsa olmazlardansa, acı çekmek de var olmanın kaçınılmaz sonucuydu.
Tuzun, suyun ve acının bileşkesi ise gözyaşı diye düşündü. Varoluşun çocuğu acaba gözyaşları mıydı?
Deniz de acaba tanrıların gözyaşlarıyla oluşmuş ve dünyadaki yaşamın, varoluşun başlangıcı mıydı?
Bütün bu ironiler, ilişkiler basit bir tesadüf müydü, yoksa bunları düşünmese aslında ortada ne bir bağlantı ne de bir tezat olmayacak mıydı? Bu mümkün müydü, hiç bir şeyi düşünmeyebilmek?

Tam olarak bunları düşünüyordu misinası başparmağını titretmeye başladığında. Tamamdır balığı yakaladım diye acele edip misinayı hemen çekmek için de fazla tecrübeliydi. Birden kafasındaki bütün düşünceler buharlaştı, artık bütün dikkati elindeki misinadaydı. Balık sadece O'nu denemişti, gövdesiyle yeme sürünerek geçmiş, biraz titreşim yapmış, sonucu beklemişti. Aralarında elli metre kadar dikine bir mesafe olan ve birbirini deneyen iki canlı. Ama bu sefer durumun kokuşmuş romantikliğini düşünmedi , sadece ve sadece misinaya konsantre olmuştu. Zeki bir balık olduğuna göre güzeldir de diye düşündü kadınlar aklına gelerek, dudaklarının kenarlarında hafif bir gülümseme yayıldı. Titreme bitmesine rağmen biliyordu balığın orada olduğunu. Beklemeye devam etti, ki zaten başka bir seçeneği yoktu. Deniz, tekne, dalgalar, Veli kaptan ve hatta belki de zaman dondu bir anda misinası aşağıya doğru kuvvetlice çekildiğinde. Eliyle hızlıca vurdurdu misinayı, iğneyi balığa sapladığını hissetti ve hiç ara vermeden yukarı doğru çekmeye başladı, bir boşluk bir tereddüt bile balığın kaçmasına sebep olabilirdi. Balığın ağırlığını hissetmişti, gelişine bakılısa bu bir çupraydı.
Balık ; çenesine kocaman bir iğne girmesine rağmen zekasından hiç bir şey kaybetmemiş, hızlıca yukarıya yüzerek oltanın boş gibi hissedilmesini ve çeken kişinin acaba kaçırdım mı diye bir anlık tereddüt etmesini ve duraklayacağı anı kolluyordu. Bunu çok iyi biliyordu misinayı çekerken, ama bunu balığın nereden bildiğini bilmiyordu. Bir balık daha önce yakalanmadıysa bunu nasıl tecrübe edebilirdi ki? Yakalandıysa da denizde ne işi vardı o balığın?
Bu düşüncelerin arasından Veli kaptanın rakı ile terbiye edilmiş kalın sesiyle sıyrıldı.
“De gidi Erkut deeee, len balığı çeksene ne düşünüyon sen öyle. Gerçi çekme gari sen balık malık kalmadı onun ucunda, seni mi beklicek o kuzu? Vire süzülüp durun sen günlerdir, hiç hayır değil buu”
İçgüdü diye hayıflandı Erkut. Beni mi bekleyecek balık?

-------------0-----------0-----------0--------------0------------

Kum;
Hala keskin, hala acımasız, hala sert. “Bildiğin kum işte, ne var” diye geçirilemiyecek kadar aristokrat, ama hikayelere konu olamayacak kadar lümpen. Tam kararında bir kum, sanki biri kumu yaratmak için kumu yaratmış. Bunu bir yere not almak gerek.

Rüzgar;
Bu mevsimde bu kadar hüzünlü esmez ki, bir iş var bunda…….

Deniz;
Rüzgara uymuş o da. Ne kadar önemli ve yüce olduğunun farkında. Güzel bir kadın kadar nazlı ve uçarı. Poseidon, Kronos’un evladı, Zeus’un kardeşi, kendi kızına aşık olmasının yükünü bile arındırabilmiş kutsal su, yüce denizde. Dilinden anlamazsanız canınızı yakacağı çok belli, ve gene bunu yapacak gibi duruyor. Eminim yapacak, temkinli olmak gerek.

Sesler;
Bir çok ses var. Biraz daha dikkatli dinlemek gerek, ayırabilecek yetiye sahipsin bütün sesleri. Dalgaların sesini, rüzgarın sesini çıkar. Geriye kalan ses tanıdık mı? Bir çocuk kahkası. Dünyada her insanın tanıyabileceği bir ses. Düşük genlikte bile olsa, dalga boyunun da düşük olmasından dolayı iyi yayılır çocuk sesi, uzaktan duyulabilir. Büyüdükçe öyle kahkaha atamaz insan. Ama suç genlikte değil, hayat mı kısıyor insanın sesini ne? Şu anda duyduğun kahkahaların sahibini görebiliyor musun? Ayaklarını denize sokmuş bir kız, tanıdık mı? Elbette tanıdık. Git ona. Daha fazla yaklaş. İçinin huzurla mı dolması gerekiyordu şu anda, neden huzurlusun, biraz zorlama gibi gelmedi mi sana da bu huzur? Bir gariplik var.

Mutluluk (tez);
Çok yakınında mutluluğunun kaynağı, bir an önce yanına gitmelisin. Adımlarını hızlandır, kum nasıl olsa tanıdık sana izin verir. Kumda yürümenin basit ritüelini gerçekleştir sadece, omuzlarını ve başını biraz öne at, bacaklarını bütün gücünle çalıştır, ellerini de sırayla sallamayı ihmal etme, bacaklarınla eşit hızda, az kaldı, sese yaklaşıyorsun.

Acı (antitez):
O çığlık???
Omiriliğini titreten ve içine kusma hissi veren o çığlık?? Çok yaklaşmış olman gerekmiyor mu denize ve kıza? Şimdi çığlığı duydun ve durdu her şey. Deniz nasıl durabilir, kum nasıl durabilir? Çığlık nasıl havada asılı kalabilir? Kimse yok etrafta senden başka. Neden her şey tanıdık? Bir şeyler ters gidiyor, müdahale etmen gerek, ama neye ve kime? Hiç bir şey yok ki. Gri deniz durmuş sana bakıyor. Konuşabilse belki bir kaç kelime kusacak acıyacak haline. Artık panik olabilirsin çıktı her şey kontrolünden. Kız yok, ve o olmayınca sanki diğer her şeyin anlamı da değişti, bozuldu.

Çaresizlik(sentez);
Yok, hiç bir yerde yok.Yapılabilecek ne kaldı ki, ağlamaktan başka? Bırak gözyaşların aksın. Gözyaşı üzerine düşünmüş müydün daha önce? çok tanıdık geldi. Ama neden bütün herşey değil de gözyaşları çok gerçek geliyor sana? Yanağının ıslanması dışında sanki hiç bir şey doğru ve yerinde değil gibi. Sonuç mu çıkaracaksın? Hayır saçmalama, çıkaramazsın, daha önemli şeyler var şimdi. Uyanmayı denesen?

Uyanmak mı?
Uyanmak???

2 yorum :

  1. İlk defa bir yazını bir an ile bütünleştirerek ya da gözümün önünde canlandırarak okudum. Okunanlar her zaman düşlenmekle anları izlemek arasında canlandırılır ama bazıları başka başka. Sevdim.

    YanıtlaSil
  2. Uzun zamandır bakmamışım bloga Serap hanım teşekkürler yorum için. Eski yazılar tabii, ben de şu anda başkası yazmış gibi okuyorum.

    YanıtlaSil

Sevdiysen paylaş.