25 Ağu 2010

Çok farklı bir ilişkimiz olabilirdi, eğer ki ters yönden gelmeseydin…

Önce bir ışık belirdi, bembeyaz, tertemiz.
Sonra ayaklarımdan bütün vücuda yayılan bir rahatlama hissi ile kendimi hafif hafif ışığın ariliğine bıraktım. Sonra onu gördüm, ışığın arasından bir melek gibi süzüldü. Fonda çok acayip bir müzik vardı ama rahatsız etmiyordu, Afrika kabilelerinin müziklerine benziyordu, bir uğultu bir karmaşa gibi ama, ben büyülenmiştim, farketmiyordum bile o sesleri.

Melek usulca yanıma süzüldü, gözleri o kadar güzeldi ki, cennetin onun gözleri olduğuna karar verdim, evet cennetteydim ve o gözleri haketmiştim. Sonsuza kadar o gözlere bakabilmek ödülü verilmişti bana. Bacaklarımdan başlayan ılıklık bütün vücuduma yayıldıkça, aşkın ne olduğunu iyice anlıyordum. Aşk belki de hiç hareket edememek demekti.
Sonra sarı saçlarını ışığın içinde savurarak yanıma geldi, bütün o parlaklık, hatta kainat onun güzelliği yanında çok sönük kalıyordu. Büyülenmiş miydim?? Evet… Ama hayatım boyunca bu anı beklediğimin farkına vardım. Aşka inanmayan ben, o andan sonra alacağım tüm nefesleri ona adamaya karar verdim.
Boşlukta süzülür gibi yanıma gelirken garip Afrika bağırtıları da yavaş yavaş anlam kazanmaya başlamıştı. “Tutun, çekin, bi dakka, bilader”
Melek uçarak yanıma gelip, hayat mavisi gözlerini üzerime diktiğinde ölüme çok yaklaştığımı hissettim. Bakmaya bile cesaret edemiyordum gözlerine, yo mesele hazır olmamam değildi, zaten hiç bir insan tarih boyunca o kadar güzel bir şeye hazır olamamıştır , ben asıl bakınca büyünün kaybolmasından korkuyor, gözlerini kendimden sakınıyordum.
Bana kalsa, hiç bir zaman konuşamayacağımı farketmiş olmalı ki, usulca üzerime doğru eğildi. Bütün vücudum gerilmiş, biraz sonra bir meleğin ağzından çıkacak büyülü sözlerin ne olacağına olan çıldırtıcı meraktan kaskatı kesilmişti. Bana ne söyleyecekti acaba? Hayatın anlamını bulduğumu mu, şimdiye kadar bildiğim her şeyin yalan olduğunu mu, cennette olduğumu mu-ki bundan emindim- . Artan ışıkla ve müzikle beraber dudakları aralandı ve bütün kanı çekilmiş vücudumun üstüne kelimeler düştü.

-Ayyy, pardonn ya….

Meleğin bu tümcesi bir elektro şok etkisi yapmıştı, bütün ışık birden yok olmuştu. Elimle gözlerimdeki kanları temizleyip, neler olduğuna bakmaya çalıştım.

-Kendine geliyor tamam, bilader hareket etme, çok kötü sıkışmışsın.

Bacaklarıma baktım, sıkışmışsın derken şaka yapıyordu sanırım bu adam, bacaklarımı göremiyordum bile. Arabanın hurdası ile bir bütün olmuş, bacağımın olması gereken yerde et ve parlak metalden oluşan bir yığın duruyordu. Kendimi birden bilimkurgu filmlerindeki sibernetik organizmalara benzettim. Etrafımdaki panik halindeki insan topluluğuna “hastala vista baby” diye seslendim, biliyorum espri yapmanın yeri değildi ama birisinin yapması gerekliydi. Orada, o anda bir uğraşı olmayan bir tek ben var gibiydim çünkü, benim dışımda herkes beni kurtarmaya çalışıyordu, bir de durmadan “ayy pardon diyen” şu hanım.

Neden benden özür diliyorsunuz? diye bütün bilincimi toplayarak sordum, yanımdaki yöremdeki bilincini kaybediyor diyen herkese inat.

-Ayy, benim yüzümden oldu, bana çarpmamak için direksiyon kırdınız bariyerlere girdiniz. Keşke ters yönden gitmeseydim,

Güzel bir hanıma benziyordu ama gözüme dolan kandan dolayı pek net göremiyordum. Devam etti anlatmaya.

-Kavşaktan dönecektim ama kaçırmışım dönüşü, geri geri gideyim dedim kavşağa kadar. Ayy çok pardon.

Benim bildiğim birisinin ayağına basınca “pardon” dersin, ya da yemeği çok tuzlu yapınca denir, randevuna geç gelince de “pardon” diyebilirsin, ama bir insanın belden aşağısını parçalayınca “pardon” denmez.
Gülümsedim sadece son nefesimden bir kaç nefes önce. O da gülümsedi, çok güzel gülümsüyordu melek, ölüm meleği.
Not: Yukarıdaki yazıların gerçek kişilerle alakası yoktur diyeceğim ama, kavşağı kaçırdığı için geri giden bayan şöför maalesef gerçek. Ben sadece şansıma belki ikinci senaryoyu yaşadım, ucuz atlattım.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Sevdiysen paylaş.