12 Haz 2010

Un Prophete

Bir Fransız filmi hakkında bir şeyler yazacaksan bir kere gerilmeye hazır olacaksın. Memleketin tabularından biridir bu çünkü, islamcı kesimin başörtüsüne el uzatmanla, entel kesimin Fransız filmlerine kötü bir şey söylemen kuşbakışı bakıldığında aynı kefededir. Hele bu film, Un Prophete gibi 8,1 IMBD puanına sahipse, hele hele bu film kült filmler arasında yerini alacağına kesin gözle bakılıyorsa, ki hele hele Cannes'da ödülleri toplamış bir filmse ve en kötüsü Godfather serisi ile bir tutulup hatta onlardan üstün tutulma eğilimine sahipse, aman diyor insan , uyuyan yılanı uyandırmayalım, döşeyeyim iki üç sinematik terimli bir yazı, öveyim geçeyim en fazla, elime mi yapışacak??? Ama blogun ana fikri "son derece yüzeysel" olduğu için ve zaten pek iddamız olmadığı için ve hatta hatta halihazırda çok takipçimiz olmadığı için arada kaynatayım bunu düşüncesindeyim..
Biraz sert bir giriş yaptım sanırım, sanki kötü bir filmden bahsedecek gibi oldum ama öyle de değil. Eeee ne diyorsun sen a.q dediğinizi duyar gibiyim.
Bu film bence güzel bir film mi? Evet , bence çok güzel bir film.
Bu filmi izlemeye değer mi? Evet bence izlenmesi gereken bir film.
Bu film sinema dünyasına ve size bir şeyler katar mı? Hayır, seyredersiniz, unutursunuz.
Şimdi açalım biraz filmi önce. Yönetmenimiz Jacques Audiard, genelde kendi yazdığı filmleri yöneten ve Fransız sinemasında önemli yeri olan bir abimiz. Başrolde Malik rolünde Tahar Rahim isimli genç bir oğlan var, yüzü pek aşina olmasa da sanırım bundan sonra bir çok yerde göreceğiz.

Konuya gelince. Malik adi bir suçtan hüküm giymiş Arap asıllı bir gençtir. Arap olmasına rağmen Müslüman olmayan, daha doğrusu her hangi bir dine bağlı olmayan genç bu yüzden hapise girdiğinde , orada ciddi bir ağırlığı olan gruplardan biri olan "müslüman"lara yanaşmamayı tercih eder. Ama, her hapis filminden beynimize kazınan gerçek burada da karşımıza çıkar ve bir gruba dahil olmazsan işin zordur kuralı devreye girer. İlk başlarda çok zorlanan eleman, hapishanede özel bir hücrede tutulan gizli tanığın öldürülmesi için, diğer güçlü grup olan mafyanın onu seçmesiyle bir nebze olsun rahatlar. Hayatında ilk defa cinayet işlemesi ve karşılığında hayatının kurtulması ve hapiste rahat etmesi isteniyordur kendisinden. Zor bir karardır elbette.

Filmin başı olduğu için buraya kadar anlatmam yeter sanırım. Zamanla hapisteki o ezik oğlan yavaş yavaş mafyanın ayak işlerinden yükselecek ve kendisi çok büyük bir güç olacaktır. Belki Godfather ile kıyaslama burada devreye giriyor. Şansın da yardım etmesi ile dışarıdaki uyuşturucu trafiğine hükmetmeye başlayacak, ilişkilerini kullanarak saygın birisi olacaktır.

Gelelim şimdi ince noktalara. Martin Scorses olsun ( Bir sonraki yazıda okuyacaksınız) , Francis Ford Cappola olsun, bu tarz filmlere imza atmış yönetmenlerin şiddet sahnelerinde kendi imzaları diyebileceğimiz özellikleri mevcuttur. Bu ikisini özellikle örnek verdim , çünkü ikisinin filmleriyle bu film çok karşılaştırılmış. Scorses'in seyirciyi tokatlar gibi hiç beklenmeyen anda gelen şiddet içerikli sahnelerinin insanda soğuk duş etkisi yapması ve Cappola'nın ben geliyorum diye çook önceden haber veren, ne zaman olacak hadi olsun diye insanı koltuğa yapıştıran ve gene uzun süren şiddet sahnelerinin, ne kadar birbirinin tezatı görünse de ortak bir özelliği, şiddetin ve hatta "ölüm"ün , kelime manalarının iliklerimize kadar işlenmesidir. Şiddete uğrayanın da, bunu uygulayanın da insan olduğunu bize hiç unutturmazlar ve o istenmeyen, kötü olarak durması gerektiği yerde durur. Ancak bu filmde, bol şiddet sadece bol şiddet olarak kaldı ve her zaman da işe yaradı. Kahramanımız şiddeti kullanarak bütün işlerini halletti. Ha , ahlakçı bir gözle olaya bakıyorum gibi gelmesin size, ama bu kadar yavan suçun işlendiği bir "suç filmi" olunca bu noktaya değinmeden geçemeyeceğim.
Belki bir hata yaptım bir çok övgü okudum filmi seyretmeden önce o yüzden bir önyargı oluştu, bu ihtimal de yüksek. Ama bu uzun filmi seyredecekseniz, bir de bu gözle bakmayı deneyin.


5 yorum :

Sevdiysen paylaş.