26 Haz 2010

Prince Of Persia - Acıların Çocuğu Prens

Bazı filmler vardır isteseniz de istemeseniz de gidersiniz. Görevdir sizin için o filmlere gitmek, içinizdeki hatıraları sizi gitmeye zorlar, kaşları çatık bir patron gibi gözler durur sizin görevinizi yapıp yapmadığınızı. Gitmem ben bu filme diyemezsiniz, en fazla ertelersiniz ama sonuçta çatık kaşlı ruhani patronunuza yenik düşer gidersiniz.
İlk film fragmanları yayınlanıp , yönetmenin adı belli olduktan sonra, hele ki "from the producers of Pirates of the Caribbean" diye çok matah bir şeymiş gibi gözümüze soktuklarında içim ezilmişti ama fragmanlar hakkını vermek gerekirse çok göz dolduruyordu, gerçi bütün fragmanlar aynı şeyi yapıyor. Gidip gitmeme (gitmeme derken erteleme) ikilemine nihayet son verdim ve sinema koltuğunda yerimi aldım.
Başroldaki kaslı güçlü delikanlı beni en çok şaşırtan isim oldu. Jaek Gyllenhaal, Donnie Darko'da halim selim bir delikanlıyken oha len ne olmuş buna demekten geri kalamadım. Efendiliğini bozmadan bir kaç güzel filmde oynamıştı gerçi, Zodiac filminde de efendiliğini koruyan arkadaşımızın meğer gizli bir eşcinsel olduğunu Brokeback Mountain de öğrenmiş olduk. Efendiliğinin sebebi de anlaşıldı böylece. Ama eşcinsel ilişkisinde aktif tarafta olduğunu bize öğreten Prince Of Persia filmi oldu demek pek yanlış olmaz sanırım. Atlıyor zıplıyor vuruyor dağıtıyor, çok aktif çocuk maşallah:)....

Film boyunca resimde de görüleceği gibi nedense gariban tavrını ve salak bakışları üzerinden atamadı kahramanımız. Filmden aldığı paradan mı memmun değildi, başka bir sıkıntısı mı vardı bilmiyorum ama o üzüldükçe ben üzüldüm, o duygulandıkça ben duygulandım ve sonunda kendimi tutamayıp hüngür hüngür ağladım. Salya sümük ağlamanın gerçi asıl sebebi o hayran olduğum karakterin düştüğü hali görmek oldu biraz.

Gelelim film hakkında söyleyeceklerimize. Acıların çocuğu Dastan, sokaklarda yaşayan bir çocuktur. Allah ne verdiyse yer, hem gariban ve orospu olmak üzere olan annesine bakar, yok dur karıştırdım bunun annesi babası yok. Neyse Pers kralı bir gün bu çocuğu görür ve evlatlık edinir. Üç kardeş gül gibi geçinir gider ve büyürler. İki erkek kardeş ve acıların çocuğu Dastan'ın kutsal bir şehir olan Alamut'u fethetmesiyle filmin asıl konusu başlar. Bundan sonrasını anlatmayayım.

Filmde bir aksiyon filmi için gerekli her şey var. Yakışıklı kaslı bir erkek, güzel lokum gibi bir kadın, kötü adamlar, iyi adamlar, iyi sanılan ve sonradan kötü olduğu anlaşılan adamlar, kötü sanılan ve sonradan iyi olduğu anlaşılan adamlar vs vs . Aralarındaki kombinasyonlardan bir sürü karakter yaratmışlar. Ha bir de tabii esas kız ile esas oğlanın film boyunca birbirlerine laf sokması var. Hiç sevmediğim bir tarz olan ve Mummy (Mumya) filminde doruğa çıkan bu aşık olma stili bizim gibi hamurunda Yeşilçam'ın o ilk görüşte aşık olan ve eli ayağına dolaşıp ne yapacağını bilemeyen, romantizmden yamulan karakterlerine alışık nesil için saçma gelmiştir bana. Filmin bir yerinde artık dayanamayıp "yeter be koşup zıplasana, amma konuştun" diye bağırmamın altında da bu duygu yatar.

Son olarak, asıl can alıcı noktaya değinmek istiyorum. Game vs Movie, yani oyunla filmin karşılaştırması;
Sinema sektörünün en zor işlerinden biridir belki oyunları ve çizgi romanları sinemaya aktarmak. Çünkü halihazırdaki bir hayran kitlesini doyurmak zordur ve genelde başarısız olur. Normal bir aksiyon filminde seyirci verileni alır ve sadece olanları yorumlar. Ancak hayran kitlesi, verilenin yanında elindekileri ve beklentileri ve de hayal gücü vardır, bunları görmek ister. Hiç bir zaman tam doyuma ulaşması mümkün değildir o hayran kitlesinin.En küçük hatayı bile bağırarak söyleyecek birilerine bir şeyler sunmak gerçekten zordur. Ama bu büyük eksiye rağmen, bir büyük artısı vardır ki, finansal olarak film yapımcılarını çok iştahını açar. O da bütün bu insanların sevse de sevmese de filme gidecek olmasıdır (misal ben).
Bu bağlamda değerlendirirsek filmi, vasat derecesini bile yakalayamamış bir film Prince Of Persia. Film eleştirilerinde ve bloglarda gördüğüm bir kaç yazıda, oyundaki hareketleri aynen yapıyor ouuvvv, vauvvv gibi yorumlar gördüm. Bu arkadaşlar demek ki oyunu da dümdüz oynuyor, sadece gerekli hareketleri yapıyorlar. Burada bir kaç kombi yaparım o arkadaşlara ağızları açık kalır demek geliyor içimden.
Fiziksel görüntü olarak bir yana, oyunda verilen karakter de sinemaya nasıl yansımış bakmak gerekir. Filmde bıdı bıdı konuşup duran prens ile, oyundaki konuşmalarını bile sadece dövüşürken yapan prens hiç de aynı yerde durmuyor. Hele ki, filmde demorilize olan, ne yapacağını bilemeyen şaşkın karakteri de oyunda ağır bir depresyon geçirmesine rağmen (the two thrones oyununda yaşadığı ikilem vücuda gelip bir nevi dark side şeklinde ele geçirir vücudunu) ne istediğini her zaman bilen , ve her zaman kendisini iyi olmak zorunda hissetmeyen prens çok farklı göründü gözüme.
Film, ne oyun severleri, ne de sinema severleri tatmin etmiş gibi gözükmüyor. Yeni başlayanlar için belki tavsiye edilebilir (hem sinema hem de oyuna), ama bunun haricinde eksi(k) bir film diyebilirim rahatlıkla.



2 yorum :

  1. Bizim yerli Tarkan filmlerini bile aratır olmuş bu film belli. Film birikimin seninkinin yanında hiç denecek kadar az. Film denildiğinde aklına ne gelir diye sorayım ben o zaman sana. Kesinlikle izlemelisin dediğin. Çabucak görsen de cevap versen ne güzel olur. Hemen alırım.

    YanıtlaSil
  2. ya böyle sorunca da aklıma hiç bir şey gelmiyor ki serap. ne seyrettiğini bilmeyince hele. luckynumber slevin olabilir mesela, departed olabilir,

    YanıtlaSil

Sevdiysen paylaş.