20 May 2010

Stoning of Soroya - Hacım Sen Ne Anlatıyon????

Büyük bir merakla oturdum filmin başına, zira eleştirmenlerden hep olumlu notlar almış, 7,9 gibi ciddi bir IMDB puanına sahip böyle filmler pek sık gelmiyor artık. Gerçi filmin künyesi ve sunuş şeklinden hafif kıllanmadım değil ama, friendfeed'de bir arkadaşın önce konuş sonra yorum yap demesi üzerine haklı olduğuna kanaat getirip, zaten DVD'si çıkmış ve yeni vizyona giren filmi bulup buluşturup oturdum başına.
Son zamanlarda filmin bir başka yönü de sık konuşuluyor. Filmin gösteriminin İran'da yasaklandığı ve Türkiye'ye de, film konusunda İran tarafından "küserim bak valla konuşmam" tarzında trip atıldığı dillerden dillere dolaşıyor, gerçi bu filmin lansmanının bir parçası mı yoksa gerçekten böyle diplomatik bir girişim oldu mu, araştırmama rağmen bulabilmiş değilim. Günahı söyleyenin boynuna.
Gelelim filme;
Film Kuran'dan bir ayet ile başlıyor;
"olmayın riyakârlık edenlerden
bir yanda yüksek sesle
kuran'ı dillendirirken
öte yanda ahlaksızlığını
sakladığını zannedenlerden"
Biz hmmm, hmmm diye bunun üzerinde düşünürken, kameralar küçük bir İran köyüne dönüyor. Köyden geçmekte olan Fransız bir gazeteci, yolda arabası bozulduğu için bir süre köyde vakit geçirmek zorunda kalır. Bu sırada ona ulaşan kadın, bir hikayesi olduğuna ve onu dinlemesi gerektiğine adamcağızı ikna eder. Adam sonunda dünyadaki her erkek gibi bir kadının ısrarına dayanamaz ve"e ne yapalım" der ve yanındaki teybin "record" düğmesine bastığı anda , minicik bir flashback ile bir kaç gün öncesine döneriz ve başlarız hikayeyi anlatan kadının yeğeni olan "Soroya (Süreyya)" nın acıklı ve hazin hikayesini dinlemeye.
Yukarıda da farkettiğiniz gibi , bu filmi entel bir kisveye bürünüp , hmmm hmmm diye seyredip , ard arda sinematik terimler döküp hayran olmak için her türlü malzeme mevcut. İyi kötü bir Fransız var (gazeteci hem de) , kötü müslümanlar var, "ayy yazık kadına" var, fakirlik ve cahillik gır boyu var, ortadoğu var, İranlı oyuncu ve yönetmenler var, ohh tam bir alternatif sinema beğenip bilgili görünme şenliği diyebiliriz.
Ancak; bir sinema sever gözüyle filmi irdelemek istersek: Bu film nedir ? diye sormaktan kendimizi alamıyoruz. En azından ben alamadım.
Benim de hakkım değil mi a dostlar filmi gelip burada öve öve göklere çıkarmak, İslam'ın zararlarından bahsetmek, ezilen halkların cahilliğinden dem vurup , İran'dan, Molla rejiminden girip , "Mustafa Kemal bizi kurtarmış biz de öyle olacaktık neredeyse" lerden çıkmak. Filmi kadın empatisi yaparak seyredip, dünyadaki kadınların durumundan hönkürüp salya sümük bir yazı yazmak. Ben istemez miyim böyle olmak? Ama olmadı a dostlar, en azından bu filmde olmadı.
Filmdeki bir dolu mantık ve kurgu hatasını geçelim, oradan eleştiriyi mecbur kalmadıkça yapmıyorum, ama bu yok demek değil emin olun, ona sıra gelmeyecek sadece.
Bu filmde ne anlatılıyor biri bana anlatsın gözünüzü seveyim. Yönetmene acaba kim, sakın seyirciye bir mesaj vermeye çalışma, direk gözüne sok söylemek istediğin şeyi demiş çok merak ediyorum. İran erkekleri kötü anladık, hepsi sübyancı onu da anladık, müslümanlar kadını aşağılar, değer vermezler onu da anladık, İslam çok kötü bir şeydir e hadi onu da anladık da , eee???
Bir kere recm cezasını işlemek, bunun ne kadar vahşi, ne kadar çirkin olduğunu göstermek istiyorsan, neden Süreyya'nın aslında masum olduğunu defalarca üstüne basa basa tekrar edersin ki? Bu da acaba filmin yönetmeninin ve yapımcılarının içindeki "İran erkekliği"nden midir? Acaba Süreyya gerçekten "zina" yapsa içimize sinmeyecek, "recm" e hak mı verecektik?? Kadının masumluğu, ve bunun üzerinde ısrarla durulması filmdeki samimiyet havasına ciddi ölçüde zarar veriyor.
Gerçi filmi yapanların "içindeki İran'lı", recm için gereken iki şahit konusunda kendini iyice ele veriyor, aslında yok ama biz zorlama yaptık diye bas bas bağırıyor. Film bir yerde kendime "dünyanın herhangi bir yerinde de , yalancı şahitlikten , riyakarlıktan başkaları da idam cezasına çarptırılabilir" dedirtiyor.
Bütün film boyunca , ona buna vurgu yapacağız derken vurgularla dolu , seyirciyi salak yerine koyan, siz bir şey anlamazsınız biz elli kere tekrarla gözünüze sokarak size anlatırız havası eksik olmuyor, filmin ne anlattığını kaçırıyorsunuz kafanıza vurgu yemekten.
Ama söylemeden de geçemeyeceğim, film "isminin" hakkını gerçekten veriyor. Uzuuuun bir kadını taşlama sahnesi var ki, gerçekten "Süreya'yı taşlamak" mış bu filmin olayı dedirtiyor. Tabii bu sahneyi bu kadar uzatırken yönetmen de yaptığı salaklığının farkında olacak ki, röportajında :
“Daha önce hiç bir filmde taşlanma sahnesi gösterilmemişti. Seyircinin asla unutamayacağı bir şey göstermek için ağır bir sorumluluk hissediyordum. Standart bir popcorn film şiddeti olmamalıydı, fakat seyircinin aklını başindan alacak kadar aleni de olmamalıydı. Korkutmanın ötesinde, olayın nasıl olduğunu gösterebilmek için sahne azami bir dikkatle planlandı.”
diye anlatmak zorunda kalmış, standart bir popcorn film şiddeti konusunda engin bilgisiyle bizi mest etmiştir.
Filmin isminden sonra "fragmanın"ın da hakkını vermek lazım, fragman gerçekten başarılı.
Son not: Filmi seyredip üzülelim, İran'a lanetler okuyalım, iyi ki öyle değiliz diye şükredelim. Yanıbaşımızda, kendi memleketimizde kadınlarımızın diri diri gömüldüğünü, her gün en az bir tane töre cinayeti haberinin geldiğini görmeyelim, gözyaşları ile seyredelim filmi mümkünse.


1 yorum :

  1. Filmi konusu gereği izlememe kararı aldım ama az çok bilgi sahibiyim. Bu açıdan tanıdık. konusu da geçtim taşlama sahnesine bakamayacağım için ters tepti bu film bende. ama konusu gereği saatle konuşulacak türden. bence zina suçundan masum birinin hikayesini anlatacaklarına bunları yapan sapık zihniyete örnek sunsanmışya. taş atan ellerin kırıldığı ya da küçük taş parçasının lanetini sunsalarmış ya

    YanıtlaSil

Sevdiysen paylaş.