5 Nis 2010

Harry Brown


İngiliz sinemasının bir özelliği de ruh hallerinin sinemaya birebir yansımasıdır diyebilirim. Filmin her sahnesinin üstüne İngiliz kokusu sinmiş dersem abartmış olmam sanırım. Filmlerindeki koyu hava, insanlarındaki mesafe ve yabancılık, hep gözüme çarpan detaylardır.
Michael Caine ismini duyunca tereddüt etmeden izledim filmi, dünya kadar yan rolden sonra , başrol oyuncusu olarak kendisini görmek sevdiğim bir duygu. Neden sevdiğini bilmezsin ya birisini, ama seversin, işte kendisi de öyle bir şey benim için.
Yönetmeni; Daniel Barber 'in ikinci filmi, ama sahne geçişleri, filmdeki psikolojik havanın seyirciye aksettirilmesi çok başarılı geldi bana. Özellikle filmin ilk yarısında kahramanımızın (anti kahraman diyebiliriz birazdan bahsedeceğim) yaşadığı sıkıntı, çaresizlik, seyreden olarak sizin de üzerinize çöküyor, çökmekle kalmıyor bunaltıyor, boğuyor. Bunu 3. kişi olarak filmin sıkıcı olmasına bağlama olasılığınız da yüksek.Bu yüzden film baştan belki bir çok seyirciyi kaybetmeye aday.
Filmin konusu belki de olabilecek en klişe konulardan birisi. Karısını yeni kaybeden Harry Brown (Micheal Cane), hayatta kalan tek yakını, arkadaşını da sokak çetelerinin öldürmesiyle bunalıma girer. Filmin zaten daha ilk sahnesinde , zevk için işlenen suçun korkunçluğu, rastgele bir kadının zevk için öldürülmesiyle seyirciye sunuluyor. Bunu da, suç işleyenlerin amatör çekim kamerasının gözünden seyrediyoruz. Bebeğinin yanında vurulan annesini görmek insanı koltuğuna çiviliyor. Daha sonra (anti) karakterimizle tanışıyoruz. Sıradan ve sıkıcı bir hayatı olan Harry için bütün hayatı hasta karısını ziyaret etmek ve öğlenleri bir pub'da arkadaşıyla satranç oynayarak bira içmektir.
Filmin konusunu anlat derlerse şu kadar yeter: Harr'nin karısı ölür, hemen sonrasında arkadaşını sokakta serseriler öldürür, ve Harry silahlarını kuşanıp intikam almaya çıkar. Bu klişe konudan güzel bir film çıkar mı?...çıkmaz, çıkmamış zaten, güzel bir film değil, ama çirkin bir film de değil. Değişik bir film. İntikam almaya çalışan adamımız genç, kaslı , rambo kılıklı bir cengaver değil, aksine yaşlı, biraz hızlı hareket edince nefes daralması yaşayıp hastanelik olan birisi. Yönetici iradenin zayıf kaldığı noktalarda kişisel iradenin kendi adaletini aramasına dair bir çok film çekildi, zilyon tane film var bu konuda, belki bu film de onlardan birisi, ama bence başarılı bir tanesi.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Sevdiysen paylaş.