10 Nis 2010

Bu gün bir meleğim...

Ve nihayet geldi bahar. Sabah yüzüme çarpan güneşle uyandım, çok mutlu oldum. Aceleyle kalkıp kendimi sokağa attım, her şey çok güzeldi, insanlar, kuşlar, kedi köpek, böcekler. Dilenci kız bile gözüme bir başka göründü. Gider mi diye baktım, neden olmasındı, ama şimdi güneşin tadını çıkarmam gerek dedim. Arabayı almadım, yürümek istedim, bu güzel günü ve bu içimdeki duyguları mümkün olduğunca hissetmek istiyordum. Suratımda olabildiğince salak bir iyimser gülüş ile biraz yürüdüm ama sıkıntı bastı, bu yürümeyi sonra da yapabilirdim nasılsa. Atladım geçmekte olan bir minübüse, oturdum boş bir koltuğa. Biraz sonra koltuk değnekleri ile birisi bindi, oturacak yer de yoktu. Hemen fırladım ayağa ;
- Gel dedim , gel otur sakat ve aciz insan, otur ki bana teşekkür et, minnettar kal.
Sesi sanki biraz önce bir buçuk Adanalı yemiş gibi acıyla karışık;
-Yok dedi, ayakta daha iyi...
Olabildiğince şevkat ve acıma katmaya çalışarak devam ettim konuşmama;
-Nasıl ayakta daha iyi olur, görmüyor musun ayakların sakat, koltuklu değneğe mahkumsun, neden ısrar ediyorsun ayakta kalmak için, derdin ne senin hey dostum?
Yüzü kızarmıştı ve terlemeye başlamıştı, belli ki yaptığım iyiliğin altında ezim ezim eziliyordu. Derin derin nefes almaya çalışarak cevap verdi:
- Benim ayaklarım dizden bükülmesi çok acı veriyor, yapamıyorum o yüzden, ayakta durmam daha iyi emin ol, nolur, lütfen..
-Hay allah söylesene daha önce, tamam şimdi anladım, ama merak etme onu da hallederiz.
İçime garip bir acıma duygusu yerleşmişti, çevik bir hareketle yerimden kalkıp engelli vatandaşımızı koltuğa yerleştirdim, ayakları kazık gibi koridor tarafında duruyordu, böyle kalmasına izin veremezdim. Kalkmaya çalıştı, kafasından bastırıp engel oldum, sonra eğildim ve iki elimle bacaklarını tutup hiç üşenmeden tek tek büktüm iki dizinden de. Aylardır belki o haldeydi, bükülürken çıkan çatırdamaları duysanız çok duygulanırdınız. Ne kadar zorlansa da hiç sesini çıkarmadı, sadece mutluluktan gözlerinden yaşlar akıyordu. İşimi bitirince vakur bir edayla dimdik durdum minibüsün içinde. Diğer yolcular hayatlarında bu kadar iyi bir insan görmemiş olacaklardı ki kocaman gözlerle bana bakıyorlardı. Durağıma geldiğimde minibüs şoförünün para almamasından, onun da çok mutlu olduğunu anladım.
İnanılmaz bir huzur kaplamıştı içimi. Minibüsten iner inmez etrafıma bakındım. Yolun kenarında yaşlı ve aciz bir teyze bekliyordu. Koşarak yanına süzüldüm ve dedim ki;
"Ey hayatının son demlerini yaşayan, elden ayaktan kesilmiş yaşlı teyze, karşıya geçeceksin değil mi? Ama yapamıyorsun çünkü vızır vızır geçen arabalar ve yavaş yürümen seni korkutuyor.. Haydi söyle bana"
"Yok yavrum, taksi bekliyorum ben" diye cevap verdi. O buruş buruş göz çevresi arasındaki maviş gözlerine baktım, " yazık" dedim içimden, "utanıyor yaşlılığından söyleyemiyor" ..
Gülümseyerek yaklaştım......

2 yorum :

  1. :))) yani iyiki her gün yürümüyorsun ve melek duyguların kaplamıyor içini yoksa evden işe kullandığın yol boyunca insanlara yaptığın iyilikten talan ediceksin onları :)

    YanıtlaSil
  2. ahahaha süpersün aşkımm :))

    YanıtlaSil

Sevdiysen paylaş.