30 Mar 2010

Kör Göz Oscar-The Blind Side

Şimdi plan şu; Kocaman bir kağıda, büyük puntolarla "En iyi oyuncu ödülünü almış biri oynuyor diye film güzel demek değildir" diye yazacağım, göz önünde bir yere, diğer yüzlerce unutmamam gerekenlerin arasına koyacağım.
Bir hevesle blog açtım, izlediğim filmleri, dinlediğim müzikleri, yaşadığım şeyleri yazayım dedim, şansıma o günden beri izlediğim iki film de hiç iştah açıcı değil. Ben gene üstüme düşeni yapayım, en azından belki bir fikir oluşur seyretmek isteyenin aklında.
Aslında belki de bir not düşmek gerek, ff, facebook, vs vs gibi yerlerde kedi resimleri paylaşıyorsanız, bebek resimleri görünce kendinizi tutamıyor ve ayyy canııım gibi yüksek frekanslı bol genlikli sesler çıkarıyorsanız The Blind Side tam size göre bilesiniz.
Şimdi gelelim bu filme, Sandra Bullock denen hanım kızımızı çok başarılı bulduğumu söylersem yalan söylemiş olurum (niye Sandra karşımdaymış gibi lafı dolandırdım bilmiyorum). Gerçi hakkını yememek gerek, Crash filminde fena değildi, gerçi o filmde fena olan hiç bir şey yoktu ama neyse konu o film değil şimdi.
Aslında filmin özünde Amerikan Futbolu olmasından kıllanmak gerekirdi, filmin adı bile bu spor ile alakalı bir terim. Bu oyunda amaç nedir, millet neden birbirine saldırır, koca koca adamlar neyi paylaşamaz, bunların hiç birini bilmeden bu filmi neden seyretmeye kalkıştım tam bir muamma. Olsun, en azından Amerikan futbolu denilen sporda da faul olduğunu öğrenmiş oldum, faul ile normal oyunu ayırmak tabii daha ileri seviye uzmanlık gerektiren bir durum.
Gelelim kabaca filmin konusuna, prensip olarak filmlerin konusundan çok bahsetmiyorum ama her an vazgeçip patlatabilirim temkinli olun gene de siz. Bayan Leigh(Sandra Bullock) ve Bay Sean (Tim McGraw) hali vakti yerinde, iki çocuk sahibi, sosyetik bir çifttir. Çocukları ile aynı okulda okuyan koca Mike lakaplı Micheal Oher (Quinton Aoron) isminde genç irisi bir çocuğun evsiz barksız ve zeka özürlü haline acıyıp onu evlerine alırlar. Ama çocukta müthis bir spor kabiliyeti vardır ve takımda harikalar yaratmaya başlar.
Filmi izlemeye niyetli olanlar için bir kaç uyarı yapmam gerek sanırım. Filmi izlemeden önce açın bir kaç ayet Kuran okuyun, çünkü filmde inanılmaz bir Hristiyanlık propagandası yapılıyor, dininizi değiştimeniz olasılık dahilinde. Propaganda demek az gelir belki, üstünüze üstünüze geliyor hristiyanlık faziletleri, güzellikleri. Oscar da bunun hatırına gitmiş olabilir diye düşünüyorum. Filmde bir kadın hatta demokrat olduğunu utana sıkıla fısıldayarak söylüyor siz düşünün, o kadar yoğun. Tabii bu ultra-christ ortama uygun olarak insanlarda bir iyilik, bir nur-yüzlülük, bir canıııım cılık var ki , filmin ortasında "inna azimmm alahhh bismillaaaah " diye çığlık atmamak için kendimi zor tuttum.
Kısaca özetlemek gerekirse sevgi dolu yumuşacık bir film.!!?? Daha çok pazar sabahı kahvaltı yaparken seyretmeye uygun.
Son derece önemli bir nokta daha var. Film gerçek bir hikayeyi anlatıyor, böyle olunca aslında ayy canım diyesi geliyor insanın. Film kurgusu olarak çok tatmin etmese bile olayların gerçek olduğunu düşününce az da olsa etkileniyor insan. Neyse şimdi kiliseye gitmem gerek. Tanrı sizi kutsasın dostlarım, amen.

2 yorum :

  1. h1n1 nasıl yazar diye merak etmiştim bir vakit. Başarılı yazarmış : ) Tarz benim için on üzerinden on çünkü çok az insan yazıyı ilk cümle itibariyle okumaya devam edebiliyor. Akıcı ve başarılı. Film hakkında bir fikrim yoktu bende yazın hakkında yazdım :D

    YanıtlaSil
  2. :))) teşekkürler Serap, böyle gaza getirmelere ihtiyacım olacak, sadece film yazmayacağım sanırım.

    YanıtlaSil

Sevdiysen paylaş.